Güncel Yazılar > TÜRK DÜNYASINDA SÜRGÜN VE GÖÇ (KİTABIN “EDİTÖRLERİN NOTU”NDAN ALINTI)

Prof. Dr. Nesrin Sarıahtmetoğlu ile Doç. Dr. İlyas Kemaloğlu’nun ortaklaşa yayına hazırladıkları Türk Dünyasında Sürgün ve Göç adlı kitap, Türk Kültürüne Hizmet Vakfı tarafından yayımlandı. Bu kitap, son bir asırda Türk dünyasında yaşanan göç ve sürgün süreçlerini, kısacası bir devrin panoramasını gözler önüne sermektedir.
                                           
Her ne kadar çalışma, XX. yüzyıldaki göç süreçlerini konu etse de çalışmanın giriş mahiyetindeki ilk yazısı, Türk dünyası ve tarihindeki ilk göçlerle ilgilidir. Türkler, tarih boyunca farklı sebeplerle ana yurtlarından değişik bölgelere göç etmek zorunda kaldılar. Türk göçlerinin sebepleri, sonuçları, geçmişte ve günümüzde farklı coğrafî bölgelerdeki Türk topluluklarının varlığı bu tarihî gerçekliğe dayanmaktadır. Bundan dolayı da elinizdeki çalışma Türklerin tarihteki yayılma hareketlerinin nasıl bir seyir takip ettiğine dair bilgiler içeren bir yazıyla başlamaktadır. Ardında da İdil-Ural’dan başlayarak Orta Asya, Kafkasya, Balkanlar ve Arap coğrafyasına kadar ulaşan bir çizgide Türklerin maruz kaldıkları sürgün ve göçlerin geçmişten günümüze olan etkileri değerlendirilmektedir.
 
İdil-Ural bölgesinden Osmanlı Devleti’ne/Türkiye’ye göçler ve bu göçlerin ilim dünyamıza kazandırdığı ilim adamlarının mevcudiyeti, Tatarların Uzak Doğu veya Batı’ya göçlerinin sebep sonuç ilişkileri İdil-Ural bölgesini öğrenmek açısından faydalıdır. Bunun meydana getirdiği değişimler ve etkileşimler eserin İdil-Ural’dan Türk Göçü başlığı altında yer almaktadır.
 
Kırım ve Kafkasya göçleri, bölgenin Ruslar tarafından yeniden şekillendirilmesi şeklinde yorumlanmaktadır. Bu amaçlar doğrultusunda geniş çaplı kitlesel sürgünler ve göçlerin meydana geldiği Kafkasya’da yaşanan dramatik olayların insan belleğinde derin izleri vardır. Kafkasyalılar, 1864 sürgününden sonra II. Dünya Savaşı sırası ve sonrasında Almanlarla işbirliği yaptıkları iddiasıyla ihanetle suçlandılar ve Stalin’in emriyle sürgüne uğradılar. Kırım Türkleri ve Ahıska Türkleri de sürgün edilen halklar arasındaydı. Kırım Türklerinin sürgün sırasında ve sonrasında vatana dönme mücadeleleri, tepkileri, beklentileri ve başarıları kendine özgüydü. 250 yıl boyunca Osmanlı Devleti’nin Çıldır Eyaleti’nin merkezi olan Ahıska’nın ve Ahıska Türklerinin 1828’de Rusya’ya bağlanmasından sonra önce Osmanlı Devleti ardından Cumhuriyet devrinde Türkiye’ye yönelen göç hareketleri ve 1944 yılında maruz kalınan topyekûn sürgün XX. yüzyılın en dramatik insan öykülerine sahne oldu. Bu olayların yaşandığı devir ve ideolojiler dikkate alındığında sorulacak sorulara alınacak cevaplar çalışmanın Kırım ve Kafkasya göçleri bölümünde değerlendirilmektedir.
 
Güney Kafkasya’ya gelindiğinde Ermeniler ve Azerbaycan Türkleri arasında yaşanan toprak anlaşmazlıklarının tarihi, hayli gerilere uzanmaktadır ki, bunun en somut örneğini kronolojik esaslarla ele alınan tasniflerde bulmak mümkündür. Kitabın bu bölümünde Azerbaycan Türklerinin tarihî topraklarında sıkıştırılarak göçe maruz bırakılmaları ve Ermenilerin bu topraklarda nasıl iskân ettirildikleri gösterilmektedir. Bütün bunlardan yola çıkarak göç ve sürgün hareketinin bu coğrafyadaki son durağını 1988’de Ermenistan’da yaşayan  Azerbaycan Türklerinin ülkeden sürülmesi teşkil etmektedir.
 
Doğu Türkistan’da Böke Batur göçü, Çinlilerin iskânlı göçmen olarak Doğu Türkistan’a karşı uyguladıkları yerleştirme politikaları, millî mücadeleler sırasında halkın bir anlamda tehcir edilme meselesi ve 1949 sonrası yaşanan tarihin en trajik göç olayları, bu göçlerin nedenleri, siyasî ve insanî boyutları bütünsel yönden ele alınıp değerlendirilmektedir.
 
Orta Asya’da Kazakıstan bir göç ve sürgün ülkesi olup gerek göç alan gerekse göç veren bir ülke olarak tarihteki yerini almaktadır. XVIII. yüzyılda bağımsızlığını kaybederek Çarlık Rusya hâkimiyetine girdikten sonra Kazaklar, çeşitli göç ve sürgün politikalarına maruz kaldılar, Rus göçmenler bu topraklara yerleşmeleri için teşvik edildi. Bu süreç, özellikle XIX. yüzyılın sonlarında hız kazandı. XX. yüzyıl dünya tarihine bakıldığında göç ve sürgünlerden en çok etkilenen ülkelerin başında yine Kazakistan vardır. Kazakların göç sürecini nasıl yaşadıkları, karşılaşılan sıkıntılar, göç ve göçmen ilişkisinin meydana getirdiği olumsuzluklar, Kazakıstan’daki demografik dalgalanmaların sebebi çalışmanın Kazakıstan konu başlığı altında yer almaktadır.
 
Balkan coğrafyasında yaşayan Türklerin göç ve sürgün hareketi, Yunanistan ve Bulgaristan’la doğrudan bağlantılıdır ve büyük trajedileri, ölümleri, kayıpları bünyesinde barındırmaktadır. 1912 Balkan Savaşı’ndan itibaren yaşanan Bulgaristan’dan göçleri tarihlerine göre 1950, 1963, 1969-1978 ve 1989 şeklinde sınıflandırmak gerekir. 1989 göçü aynı zamanda zorunlu göç kapsamında olup bu tarihlerde Türkiye’ye gelenlerin karşılaştıkları sosyal, kültürel, insanî, hukukî ve siyasî problemlerin iyi bilinmesi, yorumların da daha sağlıklı yapılmasını sağlayacaktır. Bir süre sonra “tersine göçün” neden başladığı sorusuna da aranacak cevaplar ilgili bölümde bulunacaktır.
 
Yunanistan da bağımsızlığını kazandıktan sonra çeşitli bölgelerde yaşayan Türklere büyük baskılar uyguladı ve onları göçe zorladı. Balkanlar’dan Anadolu’ya yapılan göçler Cumhuriyet döneminde de devam edip, bu göçlerin bir bölümü “mübadele” yoluyla gerçekleşti. Lozan’la birlikte mübadele meselesinin nasıl ele alındığı, yapılan anlaşmaların nasıl yorumlandığı Türkiye-Yunanistan ilişkilerinde azınlıklar meselesi gündeme getirildiğinde önem taşımaktadır. Bu bağlamda Batı Trakya Türklerini göçe sevk eden etmenler, Yunanistan’dan Türk göçlerinin hangi şartlar altında ve nasıl gerçekleştiğinin yanı sıra iki ülke arasındaki siyasî ilişkilerin, antlaşmaların ve diplomatik gelişmelerin bu sürece nasıl şekil verdiği Yunanistan’dan Türk Göçleri adlı bölümde değerlendirilmektedir.
 
Yugoslavya-Makedonya topraklarından Türkler, dönem dönem daha yoğun olarak devam eden göçlerle Türkiye’ye geldiler. Yugoslavya-Makedonya Topraklarından Türkiye’ye Göçler bölümünde Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde Yugoslavya’dan Türkiye’ye yapılan göçler ve bunların sebepleri ele alınmakta, 1952 göçünde zorla komünistleştirme, Arnavutlaştırma ve ardından Yugoslavlaştırma yönünde başvurulan ideolojik ve siyasi içerikli “manevi baskılar”ın nasıl göçün başlıca itici nedenleri arasında yer aldığı değerlendirilmektedir.
 
Romanya’dan Türkiye’ye ilk büyük göç 93 Harbi ile başlamıştır. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Romanya’nın Türklerin yoğun olarak yaşadığı Dobruca’ya Romenleri yerleştirmek istemesi göçlerin temel etkenlerinden biridir. Romanya Türklerinin Türkiye’ye Göçü bölümünde göçler tarihî bir seyirde sebep sonuç ilişkileri dikkate alınarak anlatılmaktadır.
 
Kıbrıs Adası’nın göç süreci 1955 döneminden 1974’e ve sonrasında Ada’ya Türkiye’den gelen göçmenlerle bir hareketlilik kazandı. Bu göç olgusunun değerlendirilmesi Türkiye’nin Kıbrıs ile olan ilişkilerinde sadece siyasî değil, aynı zamanda sosyolojik tabanı da olan belirleyici bir husustur. Kıbrıs Türklerinin toplumsal tarihi, savaş ve göçlerle şekillendi. Kıbrıs’ın sosyal tarihinde önemli yere sahip olan göçler, nedenleri, göç şekilleri ve sonuçları olarak çalışmada ortaya konulmakta ve meydana gelen uyum sorunları toplum merkezli yaklaşımlarla vurgulanmaktadır.
 
Dünya siyasetinde son yıllarda gündemde olan Afganistan, Irak ve Suriye aynı zamanda yaşanan göçlerle de kendinden söz ettiren ülkeler oldular. Stratejik yönden taşıdığı önem dolayısıyla Afganistan, tarihin çeşitli dönemlerinden itibaren işgallere maruz kalan bir ülke oldu. İnsanî koşulların ve güvenliğin yetersizliği, iç savaş, yoksulluk insanları göçe zorlayan sebeplerin başında gelmektedir. Son derece karmaşık ve çok yönlü olarak kendini gösteren yer değiştirmenin seyri Afganistan’dan Sürgün ve Göç başlığı altında ele alınmaktadır. Afganistan Türklerinin Türkiye’ye göçü belki de Türk dünyasında sınırlı bilgiye sahip olduğumuz bir alandır. Afganistan’dan Türkmen, Özbek ve Kırgızların Türkiye’ye geliş süreci, yaşanan siyasî, ekonomik ve kültürel gelişmeler, yerleşim yerleri ve iskân problemleri makalede incelenen konulardır.
 
1950’lerden bu yana Irak’tan çeşitli aralıklarla devam eden Türkmen göçü 1980’lerin sonundan itibaren toplu göçlerin yaşandığı bir coğrafya olma özelliğini göstermektedir. Bu bölgelerin temel dinamiklerinin bilinmesi, sınırlarımızın hemen gerisinde yaşanan olayları daha detaylı değerlendirmemize imkân sağlayacaktır.
 
Suriye Türkmenleri 2011 yılında başlayan ayaklanma sonrasında zorunlu göçe maruz kalarak ülke dışına çıkmaya başladılar. Suriye Türkmenlerinin demografik yapısı hakkında net veriler olmadığı gibi Türkmen göçü hakkında da kesin rakamlar bulunmamaktadır.  Suriye’den Türkmen Göçü başlıklı çalışmada siyasî ve ekonomik veriler ışığında Türkiye’ye ve komşu ülkelere giden Suriye Türkmenlerinin göçü incelenmektedir.