Güncel Yazılar > TÜRK-RUS MÜNASEBETLERİNDE NE OLUYOR?

Ankara’nın Rus uçağını düşürmesiyle başlayan Türk-Rus münasebetlerindeki gerginlik, tarafların ikili münasebetleri stratejik ortaklığa çıkartma yönündeki 25 yıllık çabalarını bir anda yok etti. Bundan daha bir ay öncesinde Türk yetkililer, stratejik ortaklıktan bahsederken ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan Moskova’daki cami açılışında Vladimir Putin’in en önemli dostlarından biri olarak ağırlanırken günümüzde iki ülke arasındaki münasebetler, Soğuk Savaş dönemini aratmayacak soğukluktadır. Bunun sebebinin de yalnızca uçak krizi olamayacağı ve krizin arkasında farklı hususların yattığı tahmin edilebilir.
 
XX. yüzyılın başında başlanan Türk-Rus yakınlaşmasının en önemli sebeplerini şöyle özetleyebiliriz: Türkiye ile Rusya’nın Batı ile sorun yaşamaları, Batı’nın kendilerine atfettikleri rollerden memnun olmamaları, birbirlerini Batı’ya karşı alternatif olarak değerlendirmeleri, komşu ülkelerle sıfır sorun siyaseti ve yakın çevrede güç ve etkilerini arttırma gibi birbirine benzer hedeflerin olmasıdır. Bütün bunların neticesinde

- İki ülke arasında vize uygulaması kaldırıldı;
- Taraflar Rusların Türkiye’nin ilk nükleer santralini inşa etmesi konusunda anlaşmaya vardılar;
- Enerji alanında işbirliğini arttırdılar (Rusya, Türkiye’yi Belarus ile Ukrayna’ya alternatif olarak görmeye başladı);
- Ticaret hacmi 40 milyar Dolara ulaştı. Taraflar, bu rakamı 100 milyar Dolara kadar çıkartma konusunda kararlıydılar;
- Her sene Rusya’dan yaklaşık 4 Milyon turist Türkiye’ye gelmeye başladı;
- Karşılıklı yatırımlar arttı;
- Kültürel ve eğitim alanında işbirliği arttı;
- Çok sayıda karma evlilik yapıldı;
- Siyasi alanda taraflar karşılıklı destekte bulunmaya başladılar vs.

Ancak yaşanan uçak krizi, ikili münasebetleri çok geriye götürdü. Bununla birlikte Rus uçağı düşürülmeseydi bile Türk-Rus münasebetlerinde sorunların yaşanmaya başlanması kaçınılmazdı. Belki değişim bu kadar keskin ve radikal olmayacaktı, ancak değişim olacaktı. Zira XXI. yüzyılda her iki ülke de güçlenerek bölgede etkili birer güç hâline geldiler. Bölgedeki sorunlu bölgelerde her iki ülkenin çıkarlarının olması da Rusya ile Türkiye’yi karşı karşıya getirmesi bekleniyordu. Zaten bugüne kadar bu münasebetlerin olumsuz etkilenmemesi şaşırtıcı bir olaydı. Zira Ukrayna ve Suriye konusunda tarafların görüşü çok farklıydı. Suriye’de sona doğru gelinmesi ve her iki ülkenin de çözüm sonrası kendi çıkarları doğrultusunda bölgede söz sahibi olmak istemesinin de bozulan münasebetlerde payı yüksektir. Türkiye Suriye’deki Türkmenleri koruması altına almak isterken, Rusya genel olarak Orta Doğu’daki son dayanağı kalan Suriye’yi kaybetmek istememektedir. Arap Baharı’ndan sonra Moskova, bölgedeki bütün müttefik ve dostlarını kaybetti (Irak, Mısır, Libya vs.). Suriye’nin de kaybedilmesi, Moskova’nın bölgedeki varlığının tamamen sona ereceği anlamına gelmektedir. Bundan dolayıdır ki, Rusya Suriye konusunda son derece radikal adımlar atmaktan çekinmemekte, Beşar Esad’ı sonuna kadar savunmakta ve kendi çıkarlarını tehdit eden küçük bir adıma karşı dahi son derece sert bir cevap vermektedir. Uçağın düşürülmesinden sonra Rus yetkililerinin sert açıklamalarıyla aldığı kararların arkasında bu hususun yattığı söylenebilir. Yine Rus yetkililerini kızdıran hususlardan biri de Türkiye’nin uçağı düşürülmesinden hemen sonra NATO’ya başvurması meselesidir.

Uçak krizi ile başlayan gerginlik yukarıda da belirtildiği gibi münasebetleri, adeta Soğuk Savaş dönemine götürdü. 1 Ocak’tan itibaren Rusya, Türkiye’ye yeniden vize uygulaması başlatacaktır. Nükleer santral inşaatı ile Türk Akımı Doğalgaz projeleri askıya alındı. Rus turizm şirketlerine Türkiye’ye bilet satmaları yasaklandı, Moskova ayrıca Türkiye’den aldığı birçok ürüne karşı yaptırım başlattı. Bunların dışında kültürel ve eğitim alanındaki proje ve işbirliği askıya alındı. Rusya’daki Yunus Emre enstitüleri kapatıldı, Türksoy’daki Türk Özerk cumhuriyetlerinin üyeliği ile üniversite ve enstitüler arasındaki işbirliğine son verildi. Bütün bu gelişmelerden sonra şüphesiz her iki ülke de zararlı çıkmakta ve çıkacaktır. Uygulanan yaptırım ve yasaklar Türk yetkililerinin belirttiği gibi Türk ekonomisine yıllık yaklaşık 8-9 milyar Dolar’lık zarar verecektir. Ancak Rusya’nın da aynı ölçüde olumsuz etkileneceği kesindir. Türkiye’den ithalatı yasaklanan ürünlerin fiyatı Rusya’da şimdiden arttı, enflasyon oranı arttı, başta otomobil sektörü olmak üzere Türkiye’deki yedek parça ve ürünlere bağlı üretim yapan bazı şirket ve fabrikalar kapanmaya ya da zarar görmeye başladı. Rus turistlerinin yurt dışına çıkamaması da Rusya’yı adeta SSCB dönemine götürdü. (Türkiye’nin yanı sıra Mısır başta olmak üzere bölgenin diğer ülkelerine de gidilmemesi tavsiye edilmekte; Avrupa ülkeleri ise çok pahalı gelmektedir vs). Türk Akımı ile nükleer santral konusundaki belirsizlik de şüphesiz her iki ülkenin de zararınadır. Türkiye, Doğu-Batı enerji koridoru olma hayalini kaybederken, Rusya da transit konusunda Belarus ile Ukrayna’ya olan bağlılıktan kurtulamadı. En üzücü hususlardan biri ise kültürel ve eğitim alanındaki işbirliklerinin de zarar görmüş olmasıdır. Kaldı ki binlerce karma evlilik yapıldığı gibi Rusya’da çok sayıda Türk işadamı yaşamakta, Türkiye’de ise yüzbinlerce Rus vatandaşı ikamet etmektedir. Bunların durumu ve karşılaşacakları sorunlar da belirsizliğini korumaktadır.

Son günlerde münasebetlerdeki gerginlik azalmış görülmektedir. Başta yaptırımlar olmak üzere birçok uygulamadan taraflar belki vazgeçer ve özellikle ticaret ile turizm gibi alanlarda yeniden temaslar başlanabilir. Ancak münasebetlerin eskisi gibi olamayacağını da söyleyebiliriz. 25 yıl boyunca oluşan karşılıklı güven ve algı, büyük zarar gördü ve bunların yakın zamanda tamiri pek mümkün görülmemektedir.