Güncel Yazılar > STRATEJİK İŞBİRLİĞİNE NE OLDU?

Rusya’nın Suriye’den kısmî de olsa çekilmesi, Türkiye’de terör olaylarının yaşanması ve Vladimir Putin’in Türk halkına başsağlığı dileğinde bulunmasına bağlı olarak Türk-Rus münasebetlerinde az da olsa iyileşme beklenirken Rusya, Türkiye’ye uyguladığı yaptırım listesini genişletmeye, Rus yetkililer de Türkiye karşıtı açıklama yapmaya devam etmektedirler. Bunun neticesinde de 1990’lı yıllarda bavul ticareti ile başlayıp neredeyse stratejik ortaklığa kadar ulaşan Türk-Rus münasebetleri, günümüzde Soğuk Savaş dönemini aratmayacak soğukluktadır.
 
Uçak krizinden bu yana taraflar arasındaki bütün üst düzey görüşmeler kesildiği gibi, Rusya 1 Ocak 2016 tarihinden itibaren Türk vatandaşlarına yeniden vize uygulamasını başlattı. Hâlbuki vize uygulamasının kaldırılması, Vladimir Lenin ile Mustafa Kemal Atatürk dönemindeki yakınlaşmadan sonra ilk kez tarafların yeniden birbirine güvenmeye başladığının bir göstergesiydi. Aynı şeyi Rusların Türkiye’de nükleer santral inşa etmeleri ve iki ülke arasında başlatılan enerji alanındaki işbirliği için de söylemek mümkündür. Akkuyu Nükleer Santral’in inşası ve Türk Akımı’nın hayata geçirilmesi de bir taraftan oluşan güveni gösterecek, diğer taraftan ikili işbirliğini bambaşka bir boyuta çıkaracaktı. Ancak günümüzde nükleer santral projesi askıya alınmış, Türk Akımı’ndan ise vazgeçilmiştir. Böylece Türkiye, Batı ile Doğu arasında “enerji koridoru” olma hayali ile vedalaşırken Rusya da enerji kaynaklarını Avrupa’ya ulaştırma konusunda Ukrayna ile Belarus’a bağımlı olarak kalmaya devam edecektir.
 
Rusya’nın Türk ürünlerine karşı başlattığı ambargo da her iki tarafın zararına olan bir gelişmedir. Moskova’nın Türkiye’den ithal ettiği sebze meyve, tekstil ürünleri, araba parçaları, vb. ürünlere ambargo koymasının Türk yetkililerinin açıklamalarına göre yıllık Türkiye’ye 8-9 milyar dolar zararı olacaktır. Rusya’nın Türkiye’ye sattığı gaz ve petrolde şimdilik büyük ölçüde azalma olmadığı için ilk bakışta Rusya’nın bu bağlamda pek etkilenmediği düşünülebilir. Ancak Kırım olayları dolayısıyla zaten Batı’nın ambargosu ile petrol fiyatlarının düşüşü ve buna bağlı olarak gelirlerinin azalması dolayısıyla ekonomik kriz ile karşı karşıya kalan Rusya, Batı’nın ambargosuna katılmayıp Moskova ile ticarî münasebetlerini devam ettiren Türkiye ile de sorun yaşayınca iyice sıkıntı yaşamaya başladı. Sebze meyve ve Türkiye’den ithal edilen diğer ürünlerin fiyatı ve buna bağlı olarak enflasyon oranı arttı, Türkiye’den ithal edilen parçalarla faaliyetlerini sürdüren otomobil fabrikalarının bazıları kapandı. Rus yetkililer aynen Türkiye’nin enerji alanında yaptığı gibi birçok alanda alternatif arayışına gitti. Dolayısıyla bundan daha birkaç ay öncesinde taraflar 40 milyar Dolarlık ticaret hacmini, 2020’ye kadar 100 milyar Dolar’a çıkartmayı planlarken günümüzde 40 milyar Dolar bile artık ulaşılması zor bir rakam olarak görülmektedir. Yine kısa vadede tarafların bütün arayışlarına rağmen bu alanlarda birbirlerinin yerini doldurması kolay görülmemektedir. Katar, İran ve Azerbaycan’dan alınacak gaz, en azından kısa vadede Türkiye’nin ihtiyacının tamamını karşılayamayacak. Rusya’nın da Türkiye’den aldığı ürünleri özellikle de Batı ile ticarî münasebetlerin kesildiği dönemde başka yerden tedarik etmesi (özellikle de aynı kalite ve aynı fiyatla) mümkün değildir.
 
İkili münasebetlere büyük darbe vuran Kremlin’in bir başka yaptırımı da Rus turistlerinin Türkiye’ye gelişlerinin yasaklanmasıdır. Türkiye’ye yıllık gelen Rus turist sayısı son yıllarda yaklaşık 4 milyona çıkmıştı. 2016’da bu sayının ancak küçük bir bölümü Türkiye’yi ziyaret edebilecektir. Kısa vadede Rus turistin yerinin doldurulması çok zordur. Dolayısıyla Türkiye ve Türk şirketleri bu alanda da kayba uğrayacaktır. Rusya açısından baktığımızda ise bu durumdan Rusya vatandaşlarının da mağdur olduğu söylenebilir. Türkiye, orta sınıf Rusya vatandaşlarının tercih ettiği bir tatil yeriydi. Türkiye’ye turizm paket satışlarının yasaklanması, ülke içerisinde tatil yerlerinin yetersizliği, Türkiye’nin yanı başındaki Yunanistan’ın dahi hem daha pahalı hem de hizmet açısından Türkiye seviyesinde olmaması, Rus vatandaşlarının en azından 2016’da tatilsiz kalacağının işaretidir. Bunların dışında kültürel ve eğitim alanındaki proje ve işbirlikleri de askıya alındı.
 
Münasebetler bu noktada seyrederken uçağın düşürülmesinin zaruri olup olmadığı ya da her fırsatta yakın dost oldukları söyleyen Vladimir Putin ile Recep Tayyip Erdoğan’ın münasebetleri bozmadan Suriye meselesinde anlaşmalarının ihtimalinin olup olmadığı soruları sorulmaktadır. Aslında Suriye’de barışın sağlanması ve burada yeni oluşumların ortaya çıkmasının engellenmesi, her iki ülkenin de önemli amaçlarındandır. Ancak Türkiye ile Rusya’nın bölgede her geçen gün güçlenmeleri ve buna bağlı olarak çıkarlarının gittikçe fazla çatışması, tarafların Suriye meselesinde birbirlerinin çıkarlarını gözetmemeleri ve nedense bu meselede karşılıklı olarak bu bölgedeki varlıklarını ciddiye almamaları, dış faktörler (Rusya, Batı ile sorun yaşarken, Türkiye’nin Suriye meselesinde kayıtsız şartsız Batı’nın yanında yer alması vs.) Rusya ile Türkiye’nin Suriye krizini (Kırım’daki gelişmelerden farklı olarak) münasebetlere zarar vermeden atlatmalarına müsaade etmedi.
 
Bundan sonraki süreçte en azından kısa ve orta vadede münasebetlerin iyileşmesi mümkün görülmemektedir. Bu hususun (münasebetlerin düzelmesi), biraz daha fazla Rus tarafına bağlı olduğu bir gerçektir. Ancak Rusya’nın böyle bir adım atması şimdilik imkânsızdır. Zira Rusya’nın diplomatik, siyasî ve diğer alanlarda zirvede olduğu bir dönemde (başarılı bir şekilde gerçekleştirilen Olimpiyat Oyunları, Kırım’ın ilhakı, kendileri açısından başarılı Suriye siyaseti, vs.) Rus uçağının düşürülmesi Moskova’nın bu başarısına gölge düşürdü. Türkiye’nin kendisini haklı gördüğü için özür dilemeye yanaşmaması ve meseleyi NATO’ya götürmesi de Rusları kızdıran gelişmelerdi. Ancak Suriye krizinin tamamen çözülmesi ve bu ülkede istikrarın sağlanması, Rusya ile Türkiye’de iktidarların değişmesi veya iki ülkenin işbirliğini zorunlu kılan yeni bir gelişmenin yaşanması durumlarında Türk-Rus münasebetlerindeki kriz aşılabilecektir.