Güncel Yazılar > YUKARI KARABAĞ’IN MESAJI VAR

Nisan ayının başında uluslararası kamuoyunun dikkatleri nispeten uzun bir süreden sonra yeniden Kafkasya’ya çevirildi. Bunun sebebi ise Azerbaycan ile Ermenistan arasında yaşanan çatışmalar oldu. Ermenistan’ın Azerbaycan’ın topraklarını işgalinden sonra başlayan savaş,  1994’te taraflar arasında ateşkesin imzalanmasıyla sona erse de zaman zaman meydana gelen küçük çaplı çatışmalar sorunun mevcudiyetini hatırlatıyordu. Nisan 2016’daki çatışmalar ise öncekilerden çok daha büyük çapta ve adeta yeni bir savaşın habercisi oldu.
 
Üç dört gün süren bu çatışma ise bir taraftan tarafların tutumlarını bir kez daha ortaya koyarken diğer taraftan da bundan sonraki süreçteki gelişmelerle ilgili de bazı ipuçları verdi. Bu çatışma, en başta 26 yıl geçmesine ragmen her iki ülkenin de en önemli meselesi olduğunu ve her iki ülkenin de geri adım atma niyetinde olmadığını gösterdi. XXI. yüzyılın ilk on yılında enerji kaynakları fiyatlarının artışı neticesinde Azerbaycan ekonomisini güçlendirdiği gibi askerî alana da büyük yatırımlar yaptı, bölgede güçlü ve disiplinli bir orduya sahip oldu. Bu alandaki amaçlarını da yalnızca genel olarak bölgenin istikrarsız bir bölge olmasıyla açıklamak yanlış olur. Bu anlamda dikkatleri çeken hususlardan biri de Azerbaycan’ın Batı ülkeleri, İsrail ve Türkiye’nin yanı sıra Rusya’dan da askerî teknolojiler satın almasıdır. Diğer taraftan Ermenistan’ın da bu süre zarfında boş durmadığı, askerî teknolojilerini arttırdığını söylemek mümkündür. Bu da Rusya ile askerî alanda gerçekleştirdiği işbirliği ve Rusya temelli izlenen siyasetin bir parçasıdır. Öyle ya da böyle son günlerdeki olaylar, Azerbaycan ile Ermensitan’ın askerî alanlara büüyk miktarlarda yatırım yaptıklarını ve bunun da doğrudan Yukarı Karabağ meselesi ile ilgili olduğu bir kez daha anlaşılmış oldu.
 
 “Yukarı Karabağ Cumhuriyeti”, Ermenistan tarafından dahi tanınmamış olsa da zaman ve çözümsüzlük, Azerbaycan’ın aleyhine işlemektedir. Dolayısıyla Azerbaycan yetkilileri de “dondurulmuş sorunun” bir an çözülmesi gerektiği düşüncesindedirler. Aradan 26 yıl geçmesine ragmen çatışmaların devam etmesi Minsk Grubu’nun çalışmalarıyla ayrı ülkelerin çabalarının bir sonuç vermediğini bir kez daha gündeme getirdi. Diğer bir deyişle arabulucu ve faaliyetleri sorgulanmaya başlandı, en büyük Ermeni diasporalarının yaşadığı ABD, Rusya ve Fransa’nın eşbaşkanlık ettiği Minsk Grubu’nun başarısız olduğu gerçeği ortaya çıktı.
 
Azerbaycan’ın çok kararlı bir tutum sergilemesini de aslında hem uluslararası kamuoyununa hem arabulucu gruplara verilmek istenilen bir mesaj olarak algılamak mümkündür. Azerbaycan, uluslararası kuruluşların Ermenistan’a işgal edilen toprakların iade edilmesi konusunda baskı yapmadıkları ve bu sorunun diplomatik yollarla çözülmediği takdirde askerî yolla meseleyi çözmekten çekinmediğini göstermiş oldu. Hatta yaşanan son gelişmeleri Azerbaycan’ın diplomatik bir zaferi olarak nitelendirebiliriz. Zira Azerbaycan’ın bu tavrı, meselenin ya diplomatik yollarla ya da askerî yollarla çözüleceğine dair bir mesaj da içermektedir.
 
Dolayısıyla önümüzdeki dönemde diplomatik görüşmelerin artması şaşırtıcı olmayacaktır. Sorunun dondurulmuş hâlde kalması Rusya’nın çıkarına bir durumdur. Buna ragmen Rusya bile bu konudaki çabalarını arttırabilir. Çünkü Kafkasya’da gerginliğin yaşanması, Rusya’nın işine yaramaz. Ukrayna ve Suriye’den sonra üçüncü bir cephenin açılması, bölgeye yakınlığı, Ermenistan ile Azerbaycan arasında seçim yapma konusunda zorlanması (sorun büyüdüğü takdirde mutlaka birine daha fazla destek vermek zorunda kalacaktır) vs. Rusya’nın diplomatik temasları arttırmasını sağlayacaktır. Dolayısıyla tarafların askerî güçlerini arttırdıkları bir ortamda Minsk grubunun çabalarının sonuç vermemesi ve özellikle Azerbaycan’ın kararlı tavrı, artık bu alanda da bir takım gelişmelerin olabileceğine işaret etmektedir. ABD’deki seçimlerin 2016’ya denk gelmesi aslında bu mesele açısından bir şansızlıktır. Barack Obama’nın bu saatten sonra bir çabası olamayacağı gibi, yeni seçilen devlet başkanının hemen Yukarı Karabağ ile ilgilenmesini beklemek de yanlış olur.
 
Yaşanan olaylar, başka sonuçlar da ortaya çıkarttı. En başta Ermenistan’un bundan sonraki süreçte daha fazla Rusya’ya yanaşacağını tahmin etmek mümkündür. Zaten her alanda Rusya’ya bağlı olan Ermenistan, Rusya’nın desteği olmadan ne Azerbaycan’a karşı koyabilir ne de askerî gücünü aynı ölçüde devam ettirebilir. Diğer taraftan Rusya’nın kendisinin de işinin çok zor olduğu kesindir. Denge siyasetini iyi izlemek zorunda olduğu gibi (ülkelerden birini tamamen kaybetmemek için), sorunun çözümünün de çözümsüzlüğünün de Rusya açısından olumsuz sonuçları olacaktır. Sorunun çözümü, Ermenistan ile Azerbaycan’ı NATO üyesi dahi yapabilir. Çözümsüzlüğü ise son günlerdeki olayların gösterdiği gibi büyük bir savaşa yol açabilir. Türkiye’nin takındığı tutum belli olsa da (Türk yetkililer, kardeş Azerbaycan’ın yanında olduklarını defalarca belirttiler), özellikle çatışmanın büyümesi ve Yukarı Karabağ’dan Ermenistan ve Azerbaycan topraklarına sıçraması durumunda (Ermenistan ile Rusya arasındaki anlaşma bunu gerektiriyor) Rusya’nın da devreye girme ihtimali bulunduğundan dolayı fiiliyatta bu desteği nasıl vereceği konusu soru işaretleri yaratmaktadır.
 
Yaşanan çatışmaların bir başka önemli etkisi de Türk-Rus münasebetleri ile ilgilidir. Münasebetlerdeki mevcut gergin durumun da etkisiyle taraflar karşılıklı suçlamalarda bulundular. Bu husus bir kez daha Türk-Rus münasebetlerinin düzelmesinin çok da kolay olmadığını, hatta sorun büyüdüğü takdirde daha da gerginleştireceğini gösterdi. Dolayısıyla sorunun çözümü yalnızca Azerbaycan-Ermenistan ve buna bağlı olarak Türkiye-Ermenistan münasebetlerini değil genel olarak Avrasya coğrafyasındaki istikrarı da olumlu etkileyecektir.
 
Durumun bütün karmaşıklığına ve çözümünün de zor görünmesine ragmen kalıcı barışın sağlanması yine de mümkündür. Bunun için hem tarafların hem de başta ABD ile Rusya olmak üzere küresel güçlerin bunu istemesi yeterli olacaktır. Nitekim Suriye örneği, küresel güçlerin savaş istediklerinde savaş, barış istediklerinde barış sağlayabileceklerini gösterdi.