Güncel Yazılar > TÜRK-RUS MÜNASEBETLERİNDE KALINDIĞI YERDEN DEVAM EDİLECEK

XXI. yüzyılın başında Avrasya coğrafyasındaki en önemli gelişmelerden biri olarak nitelendirilen Türk-Rus yakınlaşması, Kasım 2015’te yaşanan uçak krizi dolayısıyla sekteye uğramış, siyasî, diplomatik, ekonomik ve kültürel alandaki işbirliği askıya alınmıştı. 9 Ağustos’ta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’un gerçekleştirdiği Petersburg ziyareti ile ise bölgenin iki önemli ülkesi arasındaki küskünlük sona erdi. Kriz sonrasında özellikle Moskova’nın başlattığı yaptırımlar ve Kremlin’den yapılan açıklamalar, aslında gerginliğin kısa vadede sona ermeyeceğinin işareti olarak algılansa da iki ülkenin her alanda birbirlerine duyduğu ihtiyaç, tarafları daha fazla vakit kaybetmeden çok yönlü işbirliğini canlandırmaya itti. Nitekim Rusya’nın uyguladığı ambargo, yalnızca Türk ihracatçılarını, turizm sektörünü, inşaat ve diğer alandaki firmalara zarar vermedi, bu ambargodan aynı ölçüde Rusya da olumsuz etkilendi. 2014’yılındaki 40 milyar Dolarlık ticaret hacminin 2016’nın ilk yarısında beş altı kat azalması da doğal olarak tek bir tarafı değil her iki ülkeyi de olumsuz etkiledi. Yeniden yakınlaşmanın ilk amacı da söz konusu kötü gidişata son vermekti.

Tarafların küskünlüğe son vermelerinin ikinci önemli nedeni ise Moskova ile Ankara’nın Batı ile münasebetlerinde yaşadıkları sorunlardır. Tarih boyunca bu husus, iki ülkeyi yakınlaştıran bir özellik olmuştur. Günümüzde Moskova AB ve ABD ile son yılların en gergin dönemini yaşamaktadır. Özellikle karşılıklı uygulanan ambargo, Rusya’yı ekonomik olarak zorlamaktadır. Bundan dolayı Rusya, ekonomik alanda Batı’ya alternatif aramaktadır. Türkiye ise Rusya’yı özellikle siyasî alanda Batı’ya alternatif olarak görmektedir. İşte söz konusu bu iki önemli neden, tarafların Petersburg’da görüşmelerinde ve işbirliğini yeniden canlandırma kararını almalarında etkili oldu.

Beklenildiği gibi görüşmeden münasebetleri kademeli olarak eski seviyesine çıkartma ve Rusya’nın Türkiye’ye uyguladığı ambargoları kaldırma kararı çıktı. Buna göre Rusya tarım ve tekstil başta olmak üzere ikili ticarette kısıtlamaları kalkacak, vizesiz rejime geçilecek, Türk şirketleri Rusya’daki faaliyetlerine devam edecektir. Diğer bir deyişle taraflar eskiden olduğu gibi günümüzde de iki ülke arasındaki ticaret hacmini 100 milyar Dolar’a çıkartma konusunda mutabık olduklarını bir kez daha ortaya koymuş oldular.

Petersburg’daki görüşmede uçak krizi yaşanmadan önce yavaşlayan Türk Akımı ile Akkuyu Nükleer Santrali’nin inşası konusunda da taraflar önemli kararlar aldılar. Öyle anlaşılıyor ki yaptırım ve kısıtlamaların kaldırılması karşılığında Kremlin, söz konusu iki projenin hayata geçmesi konusunda Ankara’dan garanti istedi. Santral inşasına “stratejik proje” statüsünün verilmesi, Türk Akımı’nın da 2019’da faaliyete geçecek şekilde görüşmelerin hızlandırılmasının kararlaştırılması, önümüzdeki yıllarda bu konularda önemli ilerlemelerin olacağının göstergesidir. Kaldı ki enerji alanında işbirliği, iki ülkenin de çıkarınadır. Uçak krizi sırasında Türkiye, Rus gazına alternatif arayışına girse de pek başarılı olamadı. Diğer taraftan yaşanan krize rağmen Rusya’dan alınan gazda bir sıkıntı yaşanmadı ve Rusya bir kez daha bu bağlamda güvenilir bir ortak olduğunu gösterdi. Bunun dışında Rusya da enerji alanında Türkiye’ye ihtiyaç duymakta, transit konusunda Ukrayna ve Belarus’a olan bağımlılığı azaltmak istemektedir. İşte bundan dolayı da taraflar Türk Akımı projesine bu kadar önem vermektedirler. Türkiye - İsrail münasebetlerinin de iyileştiği göz önünde bulundurulursa eskiden gündeme gelen Mavi Akım-2 projesinin de yakın dönemde gündeme gelmesi, şaşırtıcı olmayacaktır. Görüşmede alınan kararların hayata geçirilmesini hızlandırmak ve münasebetlerin eskisine kıyasla daha da iyi bir seviyeye çıkartmak için de taraflar önemli kararlar aldılar. Rusya-Türkiye Üst Düzey İşbirliği Konseyi mekanizmasının yeniden faaliyete geçmesi, Rus-Türk Ortak Yatırım Konseyi’nin kurulması, Moskova ile Ankara arasında güven hattının oluşturulması bu kararların başlıcalarıdır.

Görüşmelerden beklenmedik kararların da çıktığı görülmektedir. Bunlardan ilki, savunma sanayi dalında işbirliğinin arttırılmasıdır. Rusya eskiden beri Türkiye’ye bu konuda ortak çalışmalarda bulunma teklifini yapıyordu. Ancak Türkiye’nin NATO üyesi, askerî teknolojilerinin ise NATO standartlarında olması, bu alandaki ikili işbirliğini engelliyordu. Önümüzdeki dönemde ise Rusya ile Türkiye’nin bu alanda da ortak projeler başlatacaklarına benzemektedir. Bu kararı, başta ABD olmak üzere Batı’ya verilen bir mesaj olarak da nitelendirmek mümkündür.

Görüşmeden çıkan bir başka önemli karar ise Türkiye-Rusya-Azerbaycan üçlü istişare mekanizmasının kurulması ile ilgilidir. Yukarı Karabağ meselesi, eskiden beri Türk-Rus münasebetlerine gölge düşüren bir konudur. Dolayısıyla böyle bir mekanizmanın kurulması, hem sorunun çözülmesini hem de Türk-Rus münasebetlerinin olumsuz etkilenmemesini sağlayacaktır. Bu mekanizmayı ayrıca bu meselede de tarafların Batı’yı devre dışı bırakmak istedikleri şeklinde yorumlamak mümkündür.

Başta Suriye olmak üzere Orta Doğu ve genel olarak uluslararası arenadaki gelişmeler de gündeme gelse de bunlarla ilgili kararlar alınmadığı gibi, Erdoğan ile Putin açıklamalarda da bulunmadılar. Öyle anlaşılıyor ki Suriye konusu, sonraki görüşmelere kaldı.

Yetkililerin görüşmede aldıkları kararları zorlanmadan hayata geçireceklerini ve münasebetlerin kademeli olarak iyileşeceğini söyleyebiliriz. Yaşanan krize rağmen iletişimin tamamen kesilmemiş olması, büyükelçiliklerin kapatılmaması, enerji alanındaki işbirliğinin devam ettirilmiş olması, başta Tataristan olmak üzere Rusya’nın bazı bölgelerinin Türkiye ile münasebetleri kesmemesi ve Moskova’nın belirli ölçüde buna göz yumması gibi konular, işbirliğinin canlanmasını kolaylaştıran hususlardır. Ancak şu da bir gerçektir ki, eski güveni kazanmak çok da kolay olmayacaktır. Ankara ile Moskova kendi çıkarlarını gözeterek ne kadar pragmatik olurlarsa olsunlar her iki millet de aynı ölçüde duygusaldırlar.  Münasebetlerin tekrar zarar görmemesi için ayrıca tarafların birbirlerini üçüncü bir ülkeye karşı alternatif olarak değil de birbirlerine ihtiyaç duyan ve aynı coğrafyayı paylaşmak zorunda kalan iki komşu ülke olarak görmeleri gerekmektedir. Ayrıca münasebetlerde sorun yaratabilecek meseleler de asla ikinci plana itilmemelidir. Aksi takdirde küçük bir kriz dahi ön plana çıkartılan işbirliğini kısa sürede yok edebilecektir.