Güncel Yazılar > RUS - AMERİKAN İLİŞKİLERİNİN KODLARI

Obama Döneminde Amerikan-Rus Gerginliğinin Sebepleri

SSCB ve Doğu Bloku’nun yıkılmasıyla birlikte NATO’nun da ortadan kalkacağı, Soğuk Savaş’ın sona ereceği düşünülüyordu. Boris Yeltsin döneminde ekonomik ve iç sorunlarla karşı karşı kalan Rusya’nın izlediği dış politika ve Moskova’nın başta ABD olmak üzere Batı karşısında sergilediği teslimiyetçi tutum da bu düşünceyi pekiştiriyordu. Ancak bu durumun Rus kamuoyununda rahatsızlığa yol açması, Rusya’daki iktidar değişimi (Vladimir Putin’in iktidara gelmesi), Kremlin’in enerji kaynaklarından elde edilen gelirler sayesinde iç ve dış borçlarını kapatması, iç sorunların nispeten çözülmesi ve bütün bunlara bağlı olarak bağımsız ve daha aktif bir dış politika izlemeye başlaması, Rusya-Batı münasebetlerindeki “romantik dönemi” sona erdirdiği gibi uluslararası arenadaki dengeleri de bir kez daha alt üst etti. Güçlenen ve dış politikasını gözden geçiren Rusya, tek kutuplu dünya düzenine karşı çıkmaya başladı. Rusya, özellikle eski Sovyet coğrafyasındaki Batı destekli renkli devrimlerle NATO’nun genişlemesinden rahatsız oldu. Buna rağmen taraflar arasında diplomatik, siyasî ve ekonomik alandaki münasebetler kesilmeden devam etti, tâ ki 2014’te Rusya, Kırım’ı ilhak edinceye kadar.

Rusya’nın Kırım’ı ilhakı ise taraflar arasında yeni bir Soğuk Savaş’ı gerçek anlamda başlatmış oldu. ABD, yanına AB’yi de alarak Rusya’ya ambargo uygulaması başlattı, Rusya ile iletişim her alanda asgari seviyeye indirildi. Suriye sorununda Rusya aktif, hatta son dönem itibarıyla en belirleyici güç olmasaydı, bu iletişim tamamen kesilirdi.
           
Rus-Amerikan Diyaloğunun Önündeki Zorluklar

Donald Trump’ın ABD Başkanı seçilmesiyle birlikte özellikle Rusya’da kendisine uygulanan ambargoların kalkacağına, münasebetlerin kaldığı yerden devam edeceğine dair görüşler ortaya atılmaya başlandı. Bunun da en önemli sebebi, Trump’ın seçim sürecindeki vaatleriydi. Nitekim Trump, Kırım’ın Rusya’yı katılımı öngören referandumu tanıyacaklarını, ABD’nin NATO’ya verdiği maddî ve askerî desteği azaltacağını, Suriye’de Esad’lı bir çözümün dahi olabileceğini dile getirmişti. Bütün bu konular, aynı zamanda Rusya ile ABD arasındaki gerginliğin en önemli sebepleri olduğundan dolayı uzmanlar Trump döneminde Rus-Amerikan münasebetlerinin iyileşeceği konusunda ümitlidirler.

Bununla birlikte çok kısa sürede Rus-Amerikan münasebetlerinin iyileşmesini beklemek yanlış olur. Bunun birkaç sebebi vardır. Rusya ile ABD arasındaki buzların erimesi için ABD’nin Rusya’ya uyguladığı ambargoyu kaldırması gerekmektedir. ABD’deki siyasal sistem göz önünde bulundurulduğunda bunun için yalnızca Trump’ın iradesi yeterli değildir. Nitekim Rusya’ya uygulanan ambargolar, tek çeşit değildir. Bunların bir kısmı, Kongre tarafından kabul edilmiş, eski Başkan Barack Obama tarafından onaylanmış ve bir nevi kanun hüviyeti taşımaktadır. Bir kısmı ise Başkan Obama’nın yetkileri dâhilinde onun kararnamesiyle başlatılmıştır. Obama’nın imzasıyla yürürlüğe konulan amborgalar, yeni başkanın isteğiyle iptal edilebilinirken, geriye kalanların iptali kolay olmayacaktır. Kaldı ki Trump’ın kendi takımında dahi Rusya karşıtı devlet adamları yer almaktadır. Trump’ın bu konuda işini zorlaştıran hususlardan biri de AB’nin Rusya’nın cezalandırılmaya devam edilmesini istemesidir.

Trump yönetimine Obama’dan Amerikan-Rus münasebetlerinde çok fazla sorunun miras kalması da diyalogun hızlı tesisini zorlaştıracaktır. Ambargoların yanı sıra Suriye sorunu, Kırım meselesi, son dönemde karşılıklı olarak silahlanma politikalarını arttırmaları, NATO’nun genişlemeye devam etmesi ve Rusya sınırına füze kalkan sistemleri yerleştirmesi, Doğu Avrupa ülkelerinin Rusya’yı hâlâ tehdit olarak görmeleri ve bundan dolayı gerek NATO gerekse de ABD’den destek istemeleri, bu sorunların yalnızca küçük bir kısmıdır.
 
Suriye Meselesi, İşbirliği Alanı Olabilir Mi?

Bütün bunlara ve Rus-Amerikan münasebetlerinin iyileşmesine karşı çıkan gerek Amerika’nın içerisindeki güçler gerekse de AB ve Doğu Avrupa gibi dış güçler gibi aktörlerin fazlaca olmasına rağmen diyaloğun başlatıldığı söylenebilir. Trump’ın göreve başlamasından sonra iki ülke lideri arasında telefon görüşmesinin yapılması ve görüşme sırasında tarafların diyaloğu engelleyecek konulara değinmemeye gayret etmeleri, Rus-Amerikan münasebetlerinin geleceği ile ilgili ümit verici bir gelişmedir. Değinilmesi gereken bir başka husus da iki ülke yetkililerinin sert açıklamalardan, hatta birbirlerini ilgilendiren meselelerde yorum yapmaktan kaçınmalarıdır.

Diyaloğun başlatılmış olmasının bir başka göstergesi de geçen hafta Rusya ile koalisyon birliklerinin El Bab’da DAEŞ’e karşı ortak bir operasyon düzenlemiş olmalarıdır. Obama yönetimi döneminde buna benzer çabalar bir sonuç vermemişti. Nitekim Rusya’nın 2015 sonbaharında başlattığı askerî operasyondan beri Rusya ile koalisyon güçler ilk kez teröristlere karşı birlikte hareket ettiler. Bu adım, Suriye sorununun çözümünü hızlandırabileceği gibi Rusya-Amerikan münasebetlerindeki gerginliği de azaltabilir. Astana’daki Suriye görüşmelerine ABD’nin de davet edilmiş olmasını da aynı bağlamda ele almak gerekmektedir. Suriye meselesi ve özellikle de bu meselenin DAEŞ ile mücadele olan kısmı, Rusya-ABD diyaloğunun ikinci adımını oluşturabilir. Bu konuda taraflar iyi bir tecrübeye de sahipler. 2001 yılında münasebetlerdeki bütün sorunlara rağmen Rusya ile ABD, terör ile mücadele konusunda işbirliği geliştirmişlerdi. Ancak yine de daha kesin yorumlar, ancak önümüzdeki aylarda gerçekleşmesi planlanan Putin - Trump görüşmesinden sonra yapılabilir.
 
Flynn’in İstifası Muhtemel Yakınlaşmaya Darbe Mi?
 
Rus-Amerikan ilişkilerinin geleceği, uluslararası kamuoyunun ilgi odağında kalmaya devam ederken öngörüleri iyice çıkmaza sokan bir gelişme yaşandı. Geçtiğimiz günlerde Trump’ın üst düzey danışmanı Michael Flynn istifa etti. Flynn’ın istifasının sebebi olarak Rusya’nın ABD Büyükelçisi Sergey Kislyak ile telefon görüşmesi yapması ve görüşme sırasında tarafların Obama’nın aldığı yeni yaptırım kararı sonrası Moskova’nın vereceği cevabı gibi konuları ele almaları ileri sürüldü. Hâlbuki daha göreve başlamadığından dolayı Flyann’ın Rus büyükelçisiyle görüşme hakkı yoktu. Buna göre de güya senatodan da gelen baskıyla Flynn istifa etmek zorunda kalmış ve böylece Trump’ın takımındaki “en” Rusya yanlısı yetkili de oyun dışı kalmış oluyordu. Ancak istifanın sebebi, Flyann’ın “Rusya ile bağlantısı” değil de görüşmeleri inkâr etmesi, diğer bir deyişle görüşme ile ilgili yalan söylemesidir. Yalan ise Amerika siyasetinin asla affetmediği “suçlardandır”. İstifanın sebeplerine bakılmaksızın Rusya ile münasebetlerin düzeltilmesinden yana olan Flynn’ın istifası, Rus-Amerikan ilişkilerinin geleceği açısından olumsuz bir gelişmedir. Zira bu gelişme, Rusya’nın önemli bir destekçisini kaybettiği anlamına geldiği gibi Trump’ın da gelen baskılara karşı koyamayacağı şeklinde okunabilir. Bu da Trump’ın işinin gerek Rusya konusunda gerekse de diğer meselelerde çok zor olduğunu göstermektedir. Hâlbuki Rus-Amerikan münasebetlerinin iyileşmesi, hem dünya barışı açısından hem de bölgesel sorunların çözümü açısından büyük önem arz etmektedir.