İlyas Kemaloğlu
Prof. Dr. - Tarihçi
← Tüm yazılarGÜNCEL YAZILAR

RUSYA-UKRAYNA DENKLEMİNDE YENİ BİR SÜREÇ Mİ BAŞLIYOR?

03.11.2026

Geçtiğimiz hafta Ankara, bir kez daha önemli uluslararası zirvelere ve üst düzey ikili görüşmelere ev sahipliği yaptı. 13. Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Zirvesi’nin hemen ardından Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Ankara’ya bir günlük resmî ziyarette bulundu. Zelenskiy’in bu ziyareti, yalnızca Türkiye-Ukrayna ikili ilişkileri açısından değil, Rusya-Ukrayna hattındaki gelişmelerin seyrine, uluslararası aktörlerin diplomatik girişimlerine ve olası ateşkese ilişkin son gelişmelerle birlikte ele alınmalıdır.

Donald Trump’ın Moskova ile yakınlaşması

Bilindiği üzere ABD Başkanı Donald Trump, göreve gelmesinden bu yana çeşitli vesilelerle Slav kardeşleri barıştırma niyetini dile getirmiş, hem ikili hem de üçlü diplomatik görüşmelere öncülük etmiştir. Ekim ayında, özellikle ABD’deki seçimler öncesinde akaryakıt fiyatlarını düşürme hedefi doğrultusunda Rusya ile enerji alanında anlaşmaya varılması, Moskova’ya yönelik yaptırımların gevşetilmesi ve Ukrayna’da seçimlerin yapılması için artık uygun zamanın geldiğinin dile getirilmesi, Washington’un barış girişimlerinde önceki teşebbüslerine kıyasla daha kararlı bir yaklaşım benimsediğine işaret etmektedir. Yine Trump’ın Vladimir Putin’i Aralık ayında Miami’de düzenlenecek G-20 Liderler Zirvesi’ne davet etmesi de Rusya-ABD ilişkilerinde yeniden yakınlaşma arayışlarının ve Moskova’nın uluslararası alandaki izolasyonunu kırma çabalarının önemli bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.

AB’nin değişen hesapları

ABD yönetiminin siyasetini yakından takip eden AB ülkeleri de son gelişmeler çerçevesinde bir takım değişikliğe gittiler. İskandinav ülkelerinin liderleri, uzun bir aradan sonra ilk kez Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefon görüşmesi gerçekleştirirken AB içerisinde de muhtemel resmî müzakerelerde birliği temsil edecek ismin kim olacağı tartışılmaya başlanmıştır. AB cephesinde yaşanan tüm bu gelişmeler, bugüne kadar mevcut şartlarda ateşkes fikrine mesafeli yaklaşan bazı üye ülkelerin de değişen güç dengeleri karşısında tutumlarını yeniden değerlendirmek zorunda kaldıklarına işaret etmektedir.

Ukrayna’ya verilen desteğin Avrupa ülkeleri açısından giderek daha yüksek ekonomik ve siyasi maliyetler doğurması, söz konusu tutum değişikliğinin arkasındaki önemli etkenlerden biridir. Nitekim Ukrayna’ya desteğin ekonomik ve toplumsal maliyetlerinin Avrupa kamuoyunda giderek daha fazla hissedilmesi ve bu durumun çeşitli Avrupa’nın başkentlerinde yaşanan toplumsal protestolara da yansıması, AB’nin Ukrayna politikasının sürdürülebilirliğine ilişkin tartışmaları derinleştirmektedir. Diğer taraftan Kremlin de AB ülkelerinden gelen görüşme ve diyalog taleplerine olumlu yaklaşmaktadır. Moskova, varılacak muhtemel bir anlaşmanın yalnızca ABD ve Rusya arasında şekillenmesini değil, aynı zamanda AB tarafından da kabul görmesini ve tanınmasını istemektedir. Bunun yanı sıra, Trump yönetiminin bugüne kadar yürüttüğü diplomatik girişimlerin henüz somut bir sonuç vermemiş olması, Moskova açısından alternatif diplomatik kanalların da devreye sokulmasını gerekli kılmaktadır.

Olası ateşkesin ardından yeni bir dünya düzeni mi?

Öte yandan, 13. Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi kapsamında Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev’in Rusya’da da önemli bir Türk nüfusunun yaşadığına dikkat çekerek Rusya’nın TDT’ye gözlemci statüsüyle katılmasının yararlı olacağını ifade etmesi, Azerbaycan’ın askerî envanterindeki zırhlı araçların modernizasyonu konusunda Rusya ile anlaşmaya varması, Rus sporcularının yeniden uluslararası müsabakalara katılabilmelerinin önünün açılmasına yönelik adımların atılması ve başta Toyota olmak üzere dünyanın önde gelen şirketlerinin Rusya pazarına geri dönmenin yollarını araması gibi gelişmeleri de yalnızca Rusya ile ikili ilişkileri arttırma çabaları olarak değil, aynı zamanda küresel ve bölgesel aktörlerin ve Rusya’nın komşu ülkelerinin olası bir ateşkes sonrasına yönelik hazırlıkları olarak okumak mümkündür. 10-11 Ekim’de Birleşik Arap Emirlikleri’nde Rusya, Ukrayna ve ABD arasında bir zirvenin gerçekleştirilmesinin planlanması ve Vladimir Putin’in APEC Zirvesi marjında ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile üçlü bir görüşme gerçekleştirme arzusunu dile getirmesi de bu açıdan önem taşımaktadır.

Zelenskiy’in Türkiye ziyareti nasıl okunmalı?

Söz konusu diplomatik temaslar, Ukrayna’nın geleceğine ilişkin müzakerelerin yalnızca Moskova, Kiev ve Washington arasındaki ilişkilerle sınırlı kalmayabileceğini, daha geniş bir uluslararası güç dengesi çerçevesinde şekillenebileceğini göstermektedir ki, Volodimir Zelenskiy’in 31 Ekim’deki Türkiye ziyareti de bu çerçevede değerlendirilmelidir. Nitekim ziyaretin gündeminde ikili ilişkilerin yanı sıra olası barış müzakereleri ve Karadeniz’in güvenliği bulunuyordu.

Ukraynalı lider muhtemelen zirve ile ilgili inisiyatifi üstlenmek için zirve yeri belli olmasına rağmen toplantının İstanbul’da gerçekleşebileceğini dile getirdi. Diğer bir deyişle Zelenskiy’in açıklamaları, Ankara’nın yalnızca taraflar arasında iletişim kanallarını açık tutan bir aktör olarak değil, muhtemel müzakere sürecinin şekillenmesinde de rol üstlenebilecek bir ülke olarak değerlendirildiğini göstermektedir. Yine Zelenskiy, bugüne kadar taraflar arasında başarılı bir şekilde denge siyasetini izleyen Türkiye’yi de daha fazla yanına çekmek için Ankara’nın arabuluculuk rolünü sürdürmesini istemektedir. Nitekim kendisi de Trump’ın açıklamasına katılarak “Masada Ukrayna’nın elinde fazla kart bulunmamaktadır” şeklinde bir açıklama yapmıştır.

Ziyaretin bir diğer önemli boyutunu Karadeniz güvenliği oluşturmuştur. İki lider, Karadeniz’de seyrüsefer emniyetinin yeniden tesis edilmesi ve tahıl koridorunun etkin biçimde işletilmesi konusunda çalışma kararı almışlardır. Bunun yanında savunma sanayii, enerji, altyapı ve ortak sanayi yatırımları da görüşmelerin gündeminde yer almıştır. Yine Türkiye-Ukrayna Serbest Ticaret Anlaşması’nın yürürlüğe girmiş olması ve Türk şirketlerinin Ukrayna’nın yeniden imar sürecinde üstlenebileceği rolün tartışılması da ateşkes sonrasına ilişkin ekonomik hazırlıkların başladığını göstermektedir.

Sonuç olarak, son dönemde yaşanan gelişmeler Ukrayna meselesinde yeni bir diplomatik sürecin şekillenmeye başladığına işaret etmektedir. ABD’nin barış girişimlerini yoğunlaştırması, Avrupa ülkelerinin değişen koşullar karşısında pozisyonlarını yeniden değerlendirmesi, Rusya’nın uluslararası sistemle ilişkilerinde kademeli bir normalleşme arayışının ortaya çıkması, olası bir ateşkes sonrasına yönelik hazırlıkların hızlandığını göstermektedir. Bununla birlikte, bütün bu gelişmelerin yakın zamanda kalıcı bir barışla sonuçlanacağını söylemek için henüz erkendir. Zira tarafların toprak bütünlüğü ve güvenlik garantileri gibi konularla ilgili yaklaşımları arasındaki farklılıklar varlığını korumaktadır. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde asıl mesele, Ukrayna’da ateşkesin sağlanıp sağlanmayacağı konusunun yanı sıra böyle bir ateşkesin hangi şartlarda gerçekleşeceği ve sonrasında nasıl bir bölgesel ve küresel düzenin ortaya çıkacağı olacaktır. Görünen o ki Ukrayna meselesinde yaşanacak olası bir çözüm, yalnızca iki ülke arasındaki ilişkileri değil, Avrupa’nın güvenlik mimarisinden Karadeniz’deki güç dengelerine, ABD-Rusya ilişkilerinden Türkiye’nin bölgesel konumuna kadar uzanan geniş bir jeopolitik alanı yeniden şekillendirecektir.

Bu makale ilk kez 3 Kasım 2026’da Anadolu Ajansı’nda yayımlanmıştır.